Binali Selman

O, Anadolu’nun bir köyünde başladığı hayatında, ilk önce bir çobandı… Sonra doğduğu topraklarda sıradan bir davulzen, ardından yurt sathında görülebilecek en iyi zurnazendi… Namı, İsveç’in en ünlü festivallerine kadar uzanan ve üflemeli halk müziğinde ülkesinin gelmiş geçmiş, dünyanın ise en iyi zurnazenlerinden biri olarak gösterilen ünlü müzisyen Binali Selman, Bayburt’un o yıllarda (1931) bir köyü olan Demirözü’nde dünyaya geldi. Birinci Dünya Savaşı sonrası kin ve nefretin körüklenmeye çalışıldığı Anadolu’daki kaostan sıyrılan ailesi, Tunceli’den henüz göçüp gelmiş ama -doğduğu yerin yokluğunu yansıtan yaşıtları gibi- çıplak ayaklarıyla hayatının ilk izlerini sürdüğü toprağa gönülden aşina olmuştu. Nitekim çocukluğunda buhranlı dönemine şahit olduğu Bayburt’un, bir zaman sonra yaşayacağı altın çağında o da yer alacaktı! * Çoban olarak dolaştığı dağlar, onun için çıktığı ilk sahneydi. Dağı bayırı bezeyen ne varsa onun hayalinde birer hayrandı. Güçlü nefesinden dökülen ezgilerle rüzgârın uğultusunu bile bastırmaya çalıştıkça, sanıyordu ki onu dinleyen dağ bayır mest oluyordu. Gözünde böyle canlanmıştı yarınları ve öyle de akıp gidecekti zaman… * Gözlerini her kapadığında, hayallerinin götürdüğü yeri böyle gören Selman’ın aklına, zaman zaman babasının sözleri esiyordu… Onu ilk keşfeden babası Musa Selman’ın dediği gibi “Binali’de, Allah vergisi yetenek vardır” var olmasına ama yeteneğini sergilemek için bir yerden başlamak gerekti… İşte, elindeki davulla ve ‘gara-guru’ kısa boyuyla sahnelerde dikkat çektiği günlerden bir gün, “Hayatta tek sevgilim” diyeceği zurnayı ustasının elinden kapar, hayatını değiştirecek ezgisini ilk kez uluorta çalar… Onun hakkını ilk teslim eden de; “Bundan sonra davul benim, zurna senin” diyen ustası ve aynı zamanda ağabey Yaşar Selman olur… Fakat kendini kabul ettirmesi o kadar kolay olmadığı gibi ağabeysinin ününe de gölge düşürmüştü! Çünkü bir şehir efsanesine göre Binali Selman’daki bu sıra dışı kerametin -halk ezgilerini adeta söylettiği- zurnadan kaynaklandığı tahmin edilmişti… Zira ahaliye göre keramet zurnadaydı! Pes etmez… Eline tutuşturulan tüm üflemeli halk sazlarını da dile getirmeyi başarır, böylece namını yürütmeye kendisine inanmayanları günden güne şaşırtarak devam eder… Selman’daki bu -babasının deyimiyle Allah vergisi, çevresindekilerin deyimiyle de şeytan tüyü- yeteneğin enstrümanda değil nefesinde gizli olduğu nihayet anlaşılır… Ve tanıyan herkese göre o artık tam bir sanatçıdır! ‘Yılanı oynatır, taşı ağlatırsın!’ Bayburt’tan çıktığı ilk günden sonra, kulağını tırmalayan ne kadar üflemeli enstrüman varsa gurbetten gurbete peşinden gidecek olan Selman, nefesini de taşradan aşırıp, ülke sınırlarının dışına taşıyacaktı… Sadece bir kez bile olsa dinlemişliğiyle tanıyanların hafızasında yer alan Selman’ın gurbetteki ilk hayranı da kendisi gibi bir zurnazendir… * Tren yolculuğu yaptığı sırada zurna sesine kayıtsız kalamaz… Sesin geldiği yere yönelir. Bir süre uzaktan dinlediği adamın yanı başına oturur… Yolculuk boyunca ona arkadaşlık edecek olan Selman, bir ara dayanamaz, yoldaşının soluklanmak için bıraktığı zurnayı kaptığı gibi nazire yapmak ister… Öyle güçlü nefesi vardır ki, dinlerken hayran olmaktan kendini alıkoyamayan yoldaşı, atışmaya bile cüret edemediği gibi Selman’ın büyüklüğünü şöyle tasdikler: “Sen bu nefesinle yılanı oynatır, taşı ağlatırsın!” * Dinleyen her kimseyi böyle büyüleyen Selman, hayatı boyunca unutamayacağı bu sohbette kendisine biçilen pahaya yaraşır şekilde, bundan sonra kâh ‘oynatan adam’ kâh ‘ağlatan adam’ olarak nam salacaktı… Yeni bir yıldız doğuyor! Uzun bir süredir, şehir efsanelerine konu edecekleri sıradışı kimseler yokken, birden bire ortaya çıkan Binali Selman, -o dönem siyasi ve popüler kültür baskısının tezahürü- çobanlara layık görülen zurnayla, Anadolu’da kahve köşelerinin en çok konuşulan adamı olmayı başarmıştı… Bayburt’ta mahalli düğünlerde başlayan namı, artık daha geniş bir coğrafyada söylenir olmuştu… 1950’li yıllarda geleneksel Erzurum Geceleri’nde sahne aldığında dinleyenleri mest eden Selman’ı, dönemin üstatları fena halde azarlarken, ahali de o dönemin raconuyla “yeni bir yıldız doğuyor!” diyerek aksine onu azarlayan üstatların ipini çekiyordu. Onun için“Yanlış çalıyor” diyen üstatlarının bütün derdi, aslında çırak sayılabilecek kadar genç yaştaki bir müzisyene ram olmamaktı… Çünkü neredeyse çeyrek asırdır sürdürdükleri şöhretin birden bire gölgede bırakılması onlar için kabul edilecek gibi değildi… Değildi ama Selman’ın derdi ise zaten bu üstatların batı müziğine ezdirilen halk musikisine hayat vermekti! Bu yüzden Arif Sağ, Belkıs Akkale, Yavuz Top, Edip Akbayram, İzzet Altınmeşe gibi Anadolu ezgilerini en sufi haliyle yorumlayan birçok ünlü isimle yolu da kesişecekti… Böylece radyo müzik yayınlarının popüler olduğu yıllarda, kulaktan kulağa yayılan, daha sonra alafranga-alaturka arasında kalan Anadolu ezgilerinin uydurma tekniklerle deforme edilmesine seyirci kalmayan isimlerden biri oldu. Birçok ünlü müzisyen gibi Selman da, kendi alanında bazı yörelerin türkü, halay ve bar müziklerini yeniden derlemişti. Taşradan profesyonelliğe Yakın çevresinin keşfiyle başlayan ardından şehir efsaneleriyle sürüklenen şöhretli serüveninde ahaliyi de arkasına alan Selman’ın, taşradan taşan namı gittiği gurbete kendisinden önce çoktan ulaşmıştı bile! İlk zamanlar Zakir Peksert, Remzi Çavuldak gibi ünlü isimlerle İstanbul Taksim gecelerinde sahne alan Selman’a Bayburtlu hemşehrileri başta olmak üzere başka hemşehrileri de sahip çıkıyordu. Zira o yıllarda okudukları türkülerle veya çaldıkları enstrümanlarla tanınan yeteneklere sahip çıkmak dönemin yeni modasıydı. Onun adına çıkarılan korsan kaset ve plaklara göre de o hem Tuncelili, hem Erzurumlu, hem Gümüşhaneli, hem Diyarbakırlı, hem de Bayburtlu’ydu! Daha çok satılsın diye korsan kasetlerindeki ayrı ayrı basılan yöre isimleri dolayısıyla taşrada, “Bizim Bino” diyerek ona sahip çıkan hayranları tarafından paylaşılamıyordu. Bu sayede profesyonel müzik hayatında her geçen gün ün kazansa da, işin kötü tarafı, plakları ve kasetleri daha çok korsan satıldığı için büyük emeklerle çıkarılan orijinal kaset ve plaklardan ise neredeyse hiç para kazanamadı. * Stüdyo kayıtlarının Türkiye’de oldukça kötü çıktığı dönemde plaklarını zaman zaman Amerika’da çıkartacak kadar mesleğine saygılı olan ve koskoca TRT Orkestrası’nı da bir dönem yöneten Selman’ı bütün Türkiye artık tanıyordu ama ünlü olduktan sonra bile çoğu zaman yanında taşıdığı enstrümanıyla eş-dost/düğün-dernek toplantılarına renk katacak kadar da tam bir halk sanatçısıydı. * Geçimini sanatçı memur olarak sağlayan Binali Selman, 30 yıla yakın aralıksız İstanbul Radyosu’nda müzik hayatına devam etti. Barış Manço, Cem Karaca gibi ünlü isimlerin hit olmuş şarkılarına eşlik etti, kâh dramatik kâh komedi tarzı birçok Türk Sineması filminde onun çaldığı zurna yada ney sesi film müziği olarak hafızalarda yer aldı. Anadolu’nun geleneksel müziğine hayat veren isimlerden biri olarak; radyo ve TV yayınlarındaki yorumlarıyla birlikte kendisini geniş kitlelere ulaştıran plaklarıyla dikkat çekerken, ünlü perküsyon ustası Okay Temiz’i de çok etkilemişti. 1972’de Stockholm’de kurduğu grupla İskandinavya ve Avrupa’nın tanınmış caz müzisyenleriyle Türk folk ve sufi müziğini tanıtan Temiz’in ‘Oriental Wind’ adlı projesine de dahil olmuştu. Ağabeysi Yaşar Selman’la başlayan, oğlu Mahir Selman’ın da zaman zaman eşlik ettiği başta Amerika olmak üzere İskandinavya ülkelerinden Hindistan turnelerine kadar uzanan müzik hayatının en parlak yıllarını ise Okay Temiz ile geçirdi. Larenks kanseri ile mücadele ettiği son zamanlarında bile üflemeli halk müziğinin en iyileri olarak gösterilen birçok isme de el veren Binali Selman, Türk halk müziğinin tarihine iz düşen saltanatını, çok sevdiği zurnasıyla birlikte mey sanatçısı oğlu Deniz Selman’a bıraktı. * Ünlü müzisyen Okay Temiz, verdiği bir röportajda, -Selman’ın kendi ifadesine göre- “koyun suya giderken öyle bir çalarmış ki meyi, koyun su içmezmiş!” şeklinde ifade etmişti. Gerçekten böyle bir gücü var mıydı bilinmez ama 1931 yılında Bayburt’ta başlayan ve 1992 yılında İstanbul’da son bulan işte böyle bir hayat öyküsünün adına ‘Bu dünyadan Binali Selman geçti’ dedirtti bile… Binali Selman’dan dinleyin…

DEVAMI İÇİN TIKLAYIN ►►►http://www.bayburtpostasi.com.tr/kultur-sanat/bu-dunyadan-binali-selman-gecti-h6108.html

Bayburt Postası